COATES GLOBALVİZESİZ DÜNYA
MAKALE

Ankara Anlaşması’nda değişen ekipler, değişmeyen bedel

Garth Coates Team
Arşiv fotoğrafı. Garth Coates Team

Son zamanlarda müvekkillerimden benzer bir soruyu sık duyuyorum: Geçen yıl arkadaşım çok daha az belgeyle vizesini uzattı; benim işim daha düzenli, dosyam daha güçlü, neden bu kadar zorlanıyorum?

Bu soruya birkaç cümleyle cevap vermek kolay değil. Çünkü bugünkü sıkıntıyı anlamak için Ankara Anlaşması’nın yalnızca son bir iki yılına bakmak yetmiyor. Ben bu dosyalarla 25 yılı aşkın süredir uğraşıyorum. Farklı İçişleri Bakanlığı ekipleriyle çalıştım, aynı konuların farklı dönemlerde nasıl değerlendirildiğini gördüm. Başvuru dosyalarının yanında ret kararlarıyla, itirazlarla ve mahkeme süreçleriyle de uzun yıllar geçirdim.

Bu yazımda o tecrübenin bir kısmını paylaşmak istiyorum. Anlatacaklarım, kendi takip ettiğim ve inceleme imkânı bulduğum dosyalara, yetkililerle görüşmelerime ve mesleki gözlemlerime dayanıyor. Özellikle bugün yaşananların neden bana pek de yabancı gelmediğini anlatacağım.

Bir dönem istenen şey, başka bir dönem ret gerekçesine dönüştü

Ankara Anlaşması başvurularının ilk yıllarındaki İçişleri Bakanlığı, yani Home Office yaklaşımını son derece isteksiz buluyordum. Vizeler veriliyordu, fakat süreçler uzuyor, başvurucuların önüne farklı güçlükler çıkıyordu.

En çarpıcı örneklerden biri, başvurudan önce iş kurmuş ve ticarete başlamış olma meselesiydi. İlk yıllarda karşılaştığım değerlendirmelerde, işin yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması, kurulmuş ve faaliyete geçmiş olması bekleniyordu. Daha sonra bu kez mevcut göçmenlik izninin iş kurmaya veya çalışmaya izin vermediği gerekçesiyle retlerle karşılaşmaya başladık.

Başvurucunun yaşadığı çelişkiyi düşünün: Bir tarafta işini gerçekten kurduğunu göstermesi bekleniyor, diğer tarafta attığı bu adım aleyhine değerlendiriliyor. Hukuki tartışmaların ve mahkeme kararlarının ayrıntıları ayrı bir yazının konusu. Benim burada üzerinde durduğum, o belirsizliğin insanların hayatına nasıl yansıdığı.

Bir gün dosyanızın güçlü tarafı olduğunu düşündüğünüz bir husus, başka bir değerlendirmede size yöneltilen sorunun kendisi olabiliyordu. Bu yüzden uygulamada yaşanan her dönüşü, yalnızca yeni bir belge listesi olarak görmek mümkün değildi.

Sheffield yılları: Dosyayı hazırlarken nereden itiraz geleceğini düşünmek

Özellikle 2008–2014 arasındaki Sheffield dönemini, o yıllarda bu işle uğraşan meslektaşlarım iyi hatırlayacaktır. İsmini burada paylaşmayacağım bir vize memurunun imzasıyla o kadar sık karşılaşıyordum ki, ne zaman uyuduğunu veya tatil yaptığını merak ettiğim oluyordu.

Mahkeme salonlarının önünde duruşma beklerken Ankara Anlaşması başvurusu reddedilmiş pek çok kişiyle karşılaşıyorduk. Konuştuğum insanların ret kararlarında aynı memurun adını tekrar tekrar görmek, o dönemin hafızamda kalan ayrıntılarından biri.

Bu tecrübe, dosya hazırlama biçimimi de etkiledi. İşin gerçekliğini, gelirleri, giderleri, banka hareketlerini ve sunulan belgelerin birbirini destekleyip desteklemediğini büyük bir titizlikle inceliyordum. Bugünün başvurucusunun gereksiz bulabileceği ayrıntıları istiyor, hangi noktadan itiraz gelebileceğini önceden düşünmeye çalışıyordum. Bazen bu titizliğin paranoya seviyesine yaklaştığını ben de hissediyordum.

Çünkü dosyada benim için açık olan bir hususun, kararı verecek kişi için de açık olacağını varsayamıyordum. Her önemli noktayı anlatmak ve belgesiyle göstermek gerekiyordu. O memurla müvekkillerimin dosyaları üzerine neredeyse her hafta konuşur hâle gelmiştik. Aramızda, sürekli karşı karşıya gelmekten doğan bir tanışıklık oluşmuştu.

İki haftalık devir süreci ve aklımda kalan soru

2014’te ekibin değişeceğini öğrendiğimde kendisine sebebini sordum. Görüşmemizde, ellerindeki dosyaları iki hafta içinde tamamlamalarının istendiğini, ardından öğrenci vizeleriyle ilgileneceklerini ve Ankara Anlaşması dosyalarının Liverpool ekibine geçeceğini anlattı.

Benim takip ettiğim dosyalarda, o kısa devir döneminde daha önce alışık olmadığım bir hızla olumlu kararlar çıkmaya başladı. Önceden uzun incelemelere ve retlere alışmışken gördüğüm bu değişiklik dikkat çekiciydi. Dosyası o sırada içeride olan bazı insanlar için uzun süren belirsizlik nihayet sona erdi.

O kararların her birinde hangi iç değerlendirmenin yapıldığını bilemem. Fakat başvurucunun hayatını böylesine etkileyen sonuçların, bir ekibin iş devri sırasında bu kadar farklılaşması bende hep aynı soruyu bıraktı: Değerlendirmeyi belirleyen ölçüt ne kadar öngörülebilirdi?

Daha dengeli bir dönem, ardından kolay onayların yarattığı rehavet

2015 sonrasında birlikte çalıştığım Liverpool ekibinin yaklaşımını genel olarak daha dengeli ve adil buluyordum. Başvuru ne kendiliğinden onaylanıyor ne de her ayrıntı mutlaka bir ret sebebine dönüştürülüyordu. Koşulları karşılayan, düzgün hazırlanmış bir dosyanın anlaşılır bir değerlendirmeden geçebildiği bir dönemdi.

Mesleki iletişimimiz de buna uygundu. Önemli günlerde birbirimize kart gönderdiğimiz bile oluyordu. Bir konuda farklı düşünmek, sağlıklı bir iletişim kurulmasına engel değildi.

2019 ve sonrasında Sheffield tarafından değerlendirilen dosyalarda ise benim gözlemlediğim tablo belirgin biçimde değişti. Önceki yıllarda ayrıntılı sorulara konu olan eksikliklere rağmen olumlu sonuçlanan dosyalar görmeye başladım. İşletmenin zarar etmesi, gelirlerin yeterliliği, İngiltere’deki fiilî yaşam ve ticari faaliyetin belgelenmesi gibi başlıklarda, önceki dönemlerde karşılaştığımız sorgulamanın aynı ölçüde yapılmadığı izlenimini ediniyordum.

Her zarar eden işletmenin veya her eksik belgenin otomatik ret gerektirdiğini söylemiyorum. Dosyanın bütününe bakmak gerekir. Ancak geçmişte çok daha güçlü ticari verilerle mücadele etmiş biri olarak, benzer soruların bazı dosyalarda neredeyse hiç gündeme gelmemesini görmezden gelemezdim.

Asıl sorun, bu dönemin bazı başvurucular ve meslek mensupları tarafından kalıcı bir güvence gibi görülmesiydi. Kolay çıkan onaylar, hazırlanan dosyanın mutlaka eksiksiz olduğu düşüncesini besledi. Oysa bir başvurunun olumlu sonuçlanması, hazırlık yönteminin bir sonraki dosyada da yeterli olacağını kanıtlamaz.

2025 sonrasında aynı soruyla yeniden karşılaştık

2025’in sonlarına doğru dosyaların yeniden Liverpool’da değerlendirilmeye başlamasının ardından, önüme gelen kararlarda bu kez belirgin biçimde daha sert bir yaklaşım görmeye başladım. Bazı değerlendirmelerde, mevcut koşulların gerektirdiğinin ötesine geçildiğini düşündüğüm talepler ve ret gerekçeleriyle karşılaştım.

Yakın tarihlerde başvuran iki kişinin birbirinden çok farklı sonuçlarla karşılaşması, başvurucuların adalet duygusunu sarsıyor. Kendisinden hemen önce başvuran arkadaşının daha az belgeyle onay aldığını gören bir insanın, kendi dosyasında neden bu kadar zorlandığını sorması son derece anlaşılır.

Elbette iki başvurunun dışarıdan benzer görünmesi, bütün ayrıntılarının aynı olduğu anlamına gelmez. Ancak bu ayrım, kararlardaki tutarlılığı sorgulamaktan vazgeçmemizi de gerektirmez. İdarenin görevi, her dosyada hangi koşulun neden karşılanmadığını somut ve anlaşılır biçimde ortaya koymaktır.

Geçmişte yeterince dikkatli incelenmemiş bir dosyanın bulunması, bugün başka bir başvurucuya gereğinden ağır davranılmasını haklı çıkarmaz. Başvurucu, önceki ekibin yaklaşımının hesabını ödeyen kişi hâline gelmemelidir.

Sorumluluk yalnızca kararı veren ekipte mi?

Bence bu sorunun cevabını verirken kendi mesleğimize de bakmak zorundayız. Hatalı bir karardan idare sorumludur. Fakat dosyanın gerektiği gibi hazırlanmamasında, başvurucuya risklerin anlatılmamasında ve eksikliklerin zamanında giderilmemesinde temsilcinin de sorumluluğu vardır.

Mesleğe daha kolay onayların çıktığı yıllarda başlayan bazı kişiler, sürecin hep böyle devam edeceğini düşündü. Sert bir ret gerekçesiyle uğraşmamış, dosyasını mahkeme önünde savunmanın ne gerektirdiğini görmemiş olmak, başvuruya bakışı daraltabiliyor.

İncelemek üzere önüme gelen bazı dosyalarda, belgelerin bir araya getirildiğini ama aralarındaki ilişkinin yeterince kurulmadığını görüyorum. Gelir tablosuyla banka hareketleri arasındaki fark açıklanmamış; ticari faaliyetin nasıl yürütüldüğü anlaşılmıyor; önceki başvuruyla yeni bilgiler arasındaki değişiklik ele alınmamış. Başvurucunun yaşadığı esas meseleye odaklanan bir açıklama da bulunmayabiliyor.

Her dosyaya uzun bir kapak yazısı eklemek tek başına çözüm değildir. Fakat belgeleri değerlendirmeden yüklemekle, başvurunun neden koşulları karşıladığını gerekçeleriyle ortaya koymak arasında ciddi bir fark vardır. Dosyanın asıl emeği burada başlar.

Bugünkü resmî uzatma kuralları da işin devam etmesi, işletmenin yükümlülüklerinin karşılanabilmesi ve başvurucunun kâr payının kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri başka bir işe ihtiyaç duymadan geçindirmeye yeterli olması gibi koşulları içeriyor. Temsilcinin görevi, bu koşulların dosyada nasıl karşılandığını anlamak, eksikleri başvurucuya anlatmak ve gerekli kanıtları doğru biçimde sunmaktır.

Mesleğin gereğini yerine getirmek, olağanüstü başarı değildir

Sosyal medyada bazı danışmanların, hatta avukatların, sıradan bir vize uzatımını veya kalıcı oturum başvurusunun onaylanmasını büyük bir mesleki zafer gibi sunduğunu görüyorum. “Bir müşterimizin daha vizesini uzattık”, “Bir müşterimize daha kalıcı oturum aldık.” Koşulları karşılayan bir insanın dosyasını gerektiği gibi hazırlayıp başvurusunu sonuçlandırmak, zaten bu mesleğin gereğidir. Bunun için hizmet veriyor, bunun için ücret alıyoruz.

Normal hava koşullarında, hiçbir teknik sorun yaşamadan uçağını havaalanına indiren bir pilotun, bunu olağanüstü bir başarı gibi anlattığını gördünüz mü? Yolcular elbette güvenle varmak ister; pilotun görevi de bunu sağlamaktır. Asıl mesleki birikim, motorları susmuş bir uçağı kötü hava koşullarında güvenli bir yere indirebilmek için verilen mücadelede kendini gösterir.

Ya da tek bir masanın siparişini doğru getirip “Servisi başarıyla tamamladık” diye övünen bir garson düşünün. Beklenen, zaten siparişin doğru gelmesidir. Çok büyük bir grubun farklı yemeklerini, özel taleplerini ve servis zamanlarını aksatmadan yönetmek ise başka bir deneyim ve beceri gerektirir.

Bizim mesleğimizde de bu ayrımı yapmak gerekiyor. Dosya sorunsuz ilerlerken onay mektubunu paylaşmak kolaydır. Peki başvuru reddedildiğinde, müvekkilin ülkede kalma hakkı tehlikeye girdiğinde ve yıllar içinde kurduğu hayatı kaybetme ihtimali doğduğunda ne yapabiliyorsunuz? Ret gerekçesindeki hukuki hatayı bulabiliyor, doğru başvuru veya itiraz yolunu süresi içinde kullanabiliyor, o dosyanın arkasında sonuna kadar durabiliyor musunuz?

Benim için asıl başarı, haksız bir retle karşılaşmış ve sınır dışı edilme riski doğmuş bir insanın dosyasını yeniden ele alıp o kararı değiştirebilmektir. Ailesinden, işinden ve yıllardır yaşadığı ülkeden kopma tehlikesiyle karşı karşıya olan birinin hayatını yeniden güvenceye kavuşturabilmektir. Böyle bir sonuçta, bir onay mektubunun arkasında gerçekten ciddi bir bilgi, emek ve hukuki mücadele vardır.

Mesleki tecrübeyi ölçerken sorulması gereken soru şu: İşler yolunda giderken kaç onay paylaştınız değil, işler tersine döndüğünde müvekkiliniz için ne yapabildiniz?

Başvurucu hangi soruları sormalı?

Bu alanda denetimin güçlenmesini gerekli buluyorum. Ancak meseleyi yalnızca hukuk diploması üzerinden tartışmak doğru olmaz. Birleşik Krallık’ta göçmenlik danışmanlığı için farklı yetkilendirme yolları bulunuyor. Danışmanın Göçmenlik Danışmanlığı Kurumuna (Immigration Advice Authority, IAA) kayıtlı olması veya ilgili onaylı meslek kuruluşu kapsamında yetkili bulunması gerekir. Bu nedenle ilk adım, kişinin yetkisini resmî kayıtlardan kontrol etmektir.

Ardından daha somut sorular gelmeli: Dosyamı kim inceleyecek? Başvurumun zayıf noktaları neler? Hangi belgeyi neden istiyorsunuz? Önceki başvurumla bu başvuru arasındaki farkları değerlendirdiniz mi? Ret gelirse hangi işleri siz yapabiliyorsunuz ve hangileri için başka bir uzmana ihtiyaç var?

Bu sorulara verilen cevaplar, sosyal medyadaki onay sayısından çok daha fazla şey anlatır. Başvurucu da yalnızca duymak istediği kolay cevabı veren kişiyi tercih etmemeli. Bazen iyi bir temsilci, başvuruyu hemen göndermek yerine önce eksikliği tamamlamak gerektiğini söyleyen kişidir.

Dosyaya bakan ekip değişebilir; dosyaya gösterilen özen değişmemeli

Ankara Anlaşması boyunca farklı dönemlerden geçtik. Benim yaşadığım tecrübenin özeti, bir ekibin daima iyi, başka bir ekibin daima kötü olduğu değil. Aynı şehirde farklı yıllarda çok farklı yaklaşımlarla karşılaşmam da bunu gösteriyor. Asıl mesele, kararların tutarlı ve hukuka uygun olması; başvurucunun neye göre değerlendirildiğini anlayabilmesi.

Bir başka mesele de bizim kendi standardımız. Geçen yıl kolay onay çıktı diye bu yıl dosyayı daha az inceleyemeyiz. Bir memurun sormadığı soruyu başka bir memurun da sormayacağını varsayamayız. Başvurucunun hayatını, dosyanın hangi ekibin önüne düşeceği beklentisine bırakamayız.

İngiltere’de işini kurmuş, ailesini getirmiş, çocuklarını okula göndermiş insanların bizden beklediği şey yalnızca güzel bir onay paylaşımı değil. İşleri zorlaştığında da dosyalarının arkasında durabilecek bilgi, hazırlık ve emek.

Benim 25 yılı aşan tecrübemden çıkardığım en önemli ders bu: Kolay onaylara güvenerek meslek yapılmaz. İyi hazırlanmış dosyaya, hukuki gerekçeye ve gerektiğinde yürütülecek ciddi bir mücadeleye güvenilir.

Bu yazıyı paylaş